Dışarıda durmaksızın devam eden bir savaş vardı. Gündelik işlerin arasına ölçüsüzce karıştırılmış bombalanma korkuları taşıyordu insanlar. Bütün dükkânlar yağmalanmayı, bütün kadınlar tecavüz edilmeyi, yalnız dolaşan herkes ıssız bir sokak köşesinde gasp edilmeyi bekliyordu. Önüne geçilemeyen bir korku dolaşıyordu havada, tedirgin edecek kadar nemli. Kitlesel intiharlar yakındı ama öncesinde herkesin aynı anda yaşayacağı bir delilik gerekliydi. Kapalı pencerelerin ardından şehri seyrediyordu genç adam. Tüm gördükleri bundan ibaretti.
İki adam, karşıdaki çatıya büyük bir korkuluk dikmeye çalışıyordu ayaklarının altında dolaşan boz kediyi uzaklaştırmaya çalışarak. Çekti perdeyi. Birkaç adım arkasındaki yatağına uzandı genç adam. Her adımını onun evindeymiş gibi duydu üst kat komşusunun. (İyi bir ses yalıtımı yapılmamış her evde olduğu gibi.) Önce dişlerini fırçaladı üst kat komşusu, sonra yatak odasına geldi ve terliklerini çıkardı. Yatağını açtı, ağır hareketlerle içine girdi. Biraz sağa biraz sola döndü. (Belki tam tersine.) Genç adam yataktan kalktı. Kapalı pencerelerin önüne geldiğinde kendi odasındaymış gibi duydu üst kattaki sesi. Ağır bir anahtar hareketi ardından ahşap bir kapıdan yükselen bir inilti, bir “klik.”
Bunun olacağını biliyordu genç adam. Herkesin olacağını bildiği şeyler, yazgı olamazdı. Olsa olsa gereklilik olurdu. Anlamsız bir gülümseme oturdu genç adamın yüzüne. Toplumsal bir deliliğin ilk belirtisi uyumaya hazırlanan insanların önce dış kapılarını sonra yatak odası kapılarını kilitlemesiydi.
Karşıdaki çatıya baktı genç adam. Boz kedi az önce dikilmiş korkuluğun dibinde arka bacaklarını yalıyordu.
M.Mert GÜNEY
Şubat/2012
M.Mert GÜNEY
Şubat/2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder